“Davranışçı psikolojiye göre eğitim, kişide öğrenme yaşantıları yoluyla istendik davranış değişikleri oluşturma sürecidir. Yapılandırmacı yaklaşıma göre ise, eğitim, yaşantılar yoluyla, deneyimleyerek, gözlemleyerek, deneme-yanılma yoluyla, kendi bilişsel şemalarını yapılandırma sürecidir." Buradan da anlaşılacağı üzere eğitim süreci, kişinin şekillenmesinde büyük rol oynayan etkenlerden biridir. Toplumun gelişimi açısından ise eğitim, en temel insani ihtiyaçlarımızdan birisidir. Öte yandan eğitim sistemi, egemen sınıfın kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı en güçlü araçtır.
“Ağaç yaş iken eğilir” mantığı ile hareket eden düzen temsilcileri nasıl bir nesil yetiştirmek istediklerini de gizleme gereği duymuyorlar. Bu nedenle, Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta “Dindar ve kindar bir nesil hayal ediyoruz” söylemlerini gündeme getirmesi tesadüfi bir yerde durmuyor. Onlar hedeflerine hızla ve sistematik bir şekilde ulaşmak için uysal bireyler yaratmanın en güçlü silahını kullanıyorlar: Dini eğitim. Bundandır ki bir tarafta uzaktan eğitime ulaşamayan 8 milyon öğrenci gerçeği duruyorken, dini eğitim için yeni yönetmelikler, uygulamalar geliştiriliyor, bin bir yolla okullarda dini eğitimin önü açılıyor.
Örneğin “seçmeli” ders adı altında, çeşitli ayak oyunlarıyla din derslerinin zorunlu hale getirilmesi AKP döneminde hayatımıza giren bir uygulama. Bu uygulamaya göre çeşitli branş ve alanlarda bulunan ders listesinde bir sınıfta en çok ne tercih edilirse ders programına bu seçmeli derslerin eklenmesi gerekiyor. Fakat bu uygulama hayata geçirildiğinden beri sınıf çoğunluğuna bakılmaksızın (çoğu zaman yalnızca bu dersin öğretmeni müsait ya da mevcut değil denilerek) seçmeli ders adı altında zorunlu din dersleri ders programlarına ekleniyor.
Bu yıl seçmeli dersler 04-22 Ocak tarihleri arasında seçilecek. Yansıyan haberlere göre ise okul yöneticileri dini derslerin seçilmesi yönünde veli ve öğretmenlere baskı uyguluyor. Örneğin Bolu’da bulunan bir imam hatip ortaokulunda müdür velilere şu şekilde bir mesaj yolladı: “Önümüzdeki sene için seçmeli ders seçimi toplantıda alınan karar doğrultusunda Kuranı Kerim dersi seçildi. Siz de isim soyisim muhakkak yazarak Kuran-ı Kerim’i seçiniz.”
Iğdır İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ise il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerine WhatsApp gibi gayri resmi bir ortamda “Kur’an-ı Kerim”, “Peygamberimizin Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” derslerinin seçilmesi için yönlendirme yaptığı ve bir slyat gönderdiği ortaya çıktı. Ayrıca Aynı İl Milli Eğitim Müdürü’nün yine resmi olmayan bir şekilde öğrencilerin yönlendirilmesi için cami imamlarının cemaatlerine “gerekli telkini” yapması gerektiği yönünde girişimlerde bulunduğuna dair haberler yansıdı.
Aynı içeriklerin İzmir Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile Samsun Havza İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okul müdürlerinin WhatsApp gruplarına yollandığı da ortaya çıktı.
Eğitim-Sen İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Yurttaş Yıldırım konuya dair şu açıklamalarda bulundu: “TÜRGEV’den Din Öğretim Genel Müdürlüğü’ne kadar ‘Eğitime Destek Platformu’ adı altında tüm illerde ve ilçelerde toplantılar yapılıyor. Buralarda öğrencilerin seçmeli din derslerine nasıl yönlendirilebileceği konusunda birtakım çalışmalar yürütüyor. Bu seçme değil, doğrudan ders atamaktır.”
Tüm bunlar olurken yakın zamanda İstanbul Eğitim-Sen üyesi öğretmenler, "Seçmeli dersleri okul yönetimleri değil öğrenciler seçer" şiarlı afişler asmak isterken polis tarafından karakola götürülüp para cezası kesildi.
Gelinen yerde AKP iktidarının “dindar ve kindar bir nesil” yetiştirme hayali doğrudan bir kampanya sürecine dönüştürülmüş durumda. Veliler ve öğrenciler dini içerikli ders istemeseler dahi zorla bu derslere maruz kalmaktadır, karşı çıkanlar ise usulsüz bir şekilde cezalandırılmaktadır. Veli ve öğrencilerin kendi tercihlerine göre seçim yapmaları gerekirken tüm süreç oldu bitti durumuna getirilmektedir.
AKP iktidarı eğitim alanını hedef alan saldırılarını artık alenen ve aymazca yürütüyor. Hedefi ise sorgulamayan ve itaat eden uysal köleler yaratmaktır. Dolayısıyla sorun toplumsal bir muhteva taşımaktadır. Bu nedenle çocuklarımıza ve doğrudan topluma yönelik bu saldırılara karşı mücadelenin de tek muhatabı çocuklar ve gençler olamaz. Gençlerle birlikte bu gerici-faşist saldırılara karşı işçiler ve emekçiler de ses yükseltmelidir.
M. Nevra