Darbeye giden yolda kanlı bir katliam: Maraş!

Onlar ne kadar bu katliamı hafızalardan silmeye ve anmaları engellemeye çalışırlarsa çalışsınlar, Maraş Katliamı bizlerin hafızasında her daim tazeliğini koruyacak. Ta ki hesabını sorana kadar…

  • Haber
  • |
  • Güncel
  • |
  • 20 Aralık 2017
  • 14:44

Maraş Katliamı’nın üzerinden 39 yıl geçti. Bu 39 yıllık süreç içerisinde gördük ki, devletin katliam karnesinde Maraş ne ilkti ne de son oldu.

Sermaye devleti 1960’lı yıllarda yükselen kitle hareketliliği karşısında 12 Mart darbesini gerçekleştirmiş, darbe koşullarında devrimci ve ilerici güçler kıyımdan geçirilmişti. Denizler, Mahirler, İbrahimler ve daha nice yiğit devrimciyi katleden devlet, bu yolla gelişen kitle hareketlerini boğmayı amaçlamıştı. Ancak darbe, sınıf kitle hareketinde sadece kısa soluklu bir durgunluk yaratmış, 70'li yılların ortasında toplumsal mücadele bir kez daha güçlü bir şekilde kendisini ortaya koymuştu. İşçi ve emekçileri hedef alan neo-liberal saldırıların uygulanabilmesi için bir kez daha kitle hareketlerinin bastırılması gerekiyordu. Bu amaç üzerinden her türlü alçakça ve kirli yöntem hayata geçirildi. 1 Mayıs 1977, Bahçelievler, Beyazıt, Maraş, Çorum… Kitle katliamları birbirini izledi. Bu kanlı katliamların hepsinin altında imzası bulunan sermaye devleti, 12 Eylül 1980 tarihinde “devletin ve milletin huzuru” adına darbe kararını açıklayacaktı.

Maraş’ta neler oldu?

Ülkücü Gençlik Derneği “Esir Türkler Haftası” kapsamında film gösterimi düzenler. Bu kapsamda 19 Aralık akşamı Çiçek Sineması’nda Cüneyt Arkın’ın başrolde yer aldığı “Güneş ne zaman doğacak?” filminin gösterimi yapılır. Film gösterimi esnasında sinema yakınlarına bir bomba atılır. Patlamada 7 kişi yaralanır. Bombanın solcular tarafından atıldığı söylenir. Ancak yıllar sonra açığa çıkan belgelerde bombanın ülkücü faşistlerden Ökkeş Kenger tarafından atıldığı ortaya çıkacaktır. Tıpkı 6-7 Eylül’de olduğu gibi, burada da katliama zemin hazırlamak için dinci-faşist çeteler provokasyona başvurur.  Provokasyonun ardından gerici-faşist güruh “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla ilerici-devrimci kurumlara ait binalara saldırır. 20 Aralık’ta Alevilere ait bir kahvehane taranır. 21 Aralık’ta ise TÖB-DER üyesi iki öğretmen katledilir. 22 Aralık günü binlerce insan bu iki öğretmeni uğurlamak için toplanır. Ancak aynı gün gericiler “Alevilerin, komünistlerin cenaze namazı kılınamaz” yönünde fetvalar vermektedir. Dönemin Bağlarbaşı Camii imamı Mustafa Yıldız Cuma vaazında şunları dahi söyler: “Oruç tutmak, namaz kılmakla hacı olunmaz, 1 Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır.” Bu vaazların ardından cenazeye saldıran gerici-faşist güruh onlarca insanı yaralar. O günlere tanıklık eden Hamit Kaplan, öğretmenlerin cenazesinde yaşananları şöyle anlatır: “Öğretmenlerin cenazesinde 10-12 bin kişilik bir kortej vardı. Ulu Cami’ye yaklaştığımızda birdenbire taş, mermi yağmaya başladı. Defalarca polis kontrolünden geçmişiz, karşılık verecek bir şey yok elimizde. Korteji geri çevirmek zorunda kaldık, cenazeler maalesef yere bırakıldı, sonra askeri araçlar aldı. Binalardan masa, sandalye atıyorlar. İnsanları psikolojik olarak bu saldırıya hazırlamışlar, Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş eli kanlı faşistler var.” Cenazeye yönelik saldırının ardından Maraş’ta ülkücü faşistlerin yönlendirmesiyle Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelerde 4 gün boyunca tam bir kıyım yaşanır. Katliamın planlı olarak gerçekleştirildiği ise ortadadır. Zira Alevilerin evleri bir tür nüfus sayımı yapıldığı iddiasıyla katliam öncesinde işaretlenmiştir. Katliama tanıklık edenler Aralık ayı boyunca şehirde yabancıların var olduğunu, şehirde alışılmadık bir biçimde Milli Piyangocuların sayısının arttığını söylerler.

24 Aralık’ta ilan edilen sokağa çıkma yasakları ise tamamen göstermelik önlemler olarak kalır. Bu karara sadece devletin kolluk kuvvetleri uyar. Medyasıyla- gazeteleriyle-kolluk kuvvetleriyle- milletvekilleriyle katliam tam bir suskunluk içinde izlenir. Kadın, erkek, yaşlı, genç, bebek, hamile demeden gerçekleştirilen bu alçakça katliamda resmi kaynaklara göre 111 kişi, ancak bilinenlere göre 500’e yakın kişi katledilir. Katliamdan sağ kurtulan binlerce Alevi ise şehri terk eder ve çevre illere büyük bir göç başlar.

Kapanmayan dava

Katliamın ardından sıkıyönetim ilan edilir. Fakat sıkı yönetim koşullarında eli kanlı katiller değil, Maraş’ı savunan devrimciler gözaltına alınır, işkenceden geçirilir.

Maraş Katliamı CIA, sermaye devleti ve dinci-faşist çetelerin işbirliği içerisinde gerçekleştirilen bir katliamdı. Katliamda CIA’in izleri Maraş’ta bulunan bir CIA ajanının varlığıyla ortaya çıkacaktı. Bu gerçeği dillendiren Abdi İpekçi ise, aradan çok geçmeden devletin tetikçilerinden birisi olan Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü. Devletin her türlü kirli işini yaptırmak için kullandığı bu çete ve tetikçiler devam eden sürçte de devlet korumasına alındı. Düzenin göstermelik mahkemelerinde katiller birer birer aklandı. Eli kanlı katillerin ceza almasını bırakalım, üstüne bir de ödüllendirildiler. Ökkeş Kenger sonraki soyadıyla Ökkeş Şendiller MHP milletvekili, Haluk Kırcı ise iş adamı oldu.

Sermaye devleti kanlı katliamın üzerini yıllardır örtmeye çalışırken, diğer yandan katliamı anmak isteyenlere de engel oluyor. Bu sene OHAL bahanesiyle Maraş’ta 1 ay boyunca her türlü anma ve etkinlik yasaklandı. Onlar ne kadar bu katliamı hafızalardan silmeye ve anmaları engellemeye çalışırlarsa çalışsınlar, Maraş Katliamı bizlerin hafızasında her daim tazeliğini koruyacak. Ta ki hesabını sorana kadar…

D. Yalım